Günlük Doz: İstanbul

Tuesday, June 27, 2006

Gel kuçu kuçu

Bu sabah evimin önünde minik bir komşum ile karşılaştım. Sincaplar New York'ta bile karşınıza çıkabilir, ne de olsa onlar Amerika'nın sokak köpekleridir.


Mahallede bir duvarda oturup gelene geçene laf atan, birisi cevap verse de kavga çıksın diye bekleyen mahallenin delikanlıları gibi davranır Istanbul'un sokak köpekleri. Halbuki Kurtlar Vadisi'ni izlemez sokak köpekleri. Sert görünüşleri, gelene geçene havlamaları aslında sadece görünüştedir, aslında kendilerince mahallelerini koruyorlardır. Ben gidip de okşayamam havlayan köpeği, ancak uzaktan uzaktan sevebilirim. Yakından sevmeye kalktığımda başıma birşey gelir, sakin bir cocker olan Aristo bile bir anda burnumu ısırdı, ben de arkadaşımın doğum günü partisinde burnumdan kanlar fışkırarak ortalıkta koşuşturdum yıllar önce. Halbuki küçükken korkmadan severmişim yolda bulduğum köpekleri, yandaki 30 yıllık resimdeki gibi.

Bizans'ın Istanbul'u sokak kedileri ünlü, köpekler Fatih ile beraber gelirler ve Istanbul sokaklarındaki bitmez tükenmez kovalamacaları başlar. Sokak köpeklerini 19yy'da Istanbul'a gelen Avrupalı yazarlar anlata anlata bitiremiyorlar. Jean de Thevenot Istanbullu zenginlerin vasiyetnamelerinde kasaplara sokak köpeklerini beslemeleri için para bıraktıklarını yazıyor. Sokakta uyuyan köpeği rahatsız etmemek için satıcıların yollarını değiştirdikleri yazılanlar arasında. Mahalleliler kendi sokaklarının köpeklerini düzenli bir şekilde besliyorlar. Hatta Istanbul kartpostallarında bile sokak köpeklerini buluyoruz o dönemde.


Batılılaşma hareketi ile köpeklerine savaş açar Istanbul yönetimi. Önce 1. Ahmed köpekleri Üsküdar'a sürmüş nedense. Daha sonra Galata'da sokak köpeklerinin saldırısına uğrayan bir Ingiliz turist yüzünden 2. Mahmut bütün köpeklerin toplatılıp Hayırsızada'ya konmasını buyurur. Halk ayaklanır, köpeklerini geri ister. Yeniçeri ocağını kaldıran padişah bu sefer geri adım atar, köpekler geri getirilir. Daha sonra Abdülaziz'de köpekleri Hayırsızada'ya gönderir. Hemen ardından büyük bir Istanbul yangını olur, halk ayaklanır "Bu yangın bize ceza olarak oldu" diye, padişah tekneleri yollar, köpekler tekrar geri gelir.

2. Abdülhamit döneminde ise köpekler yerine kuduzla savaşılır. Fransa'ya Pastör Enstitüsü'ne heyet göndererek, 10 bin altın bağışlanır. Dünyadaki üçüncü Kuduz Enstitüsü aşının bulunmasından iki yıl sonra 1887'de Istanbul'da açılır. 24 Temmuz 1908'de anayasa tekrar yürürlüğe girer, Ikinci Meşrutiyet dönemi başlar. Burada bir parantez açıp 24 Temmuz'un Hürriyet Bayramı olarak 1934'e kadar kutlandığını söyleyip parantezimizi kapatalım. Insanlara özgürlük gelir gelmesine ama köpekler o kadar şanslı değildir. 1910 yılında 80.000 (yazı ile seksenbin!) köpek bu sefer geri dönmemek üzere Hayırsızada'ya gönderilir. Kuduz bahane edilir, ama maksat sokakların evropalıların gözüne kötü gözükmemesidir. Bir sonraki Istanbul valisi (şehremini) Cemil Topuzlu aynı kafa ile devam eder, hatta gururla anılarına 30.000 köpeği katlettiğini yazar. Açık hava tiyatrosuna ismini veren vali Cemil Topuzlu aynı zamanda Gülhane Parkı'nı da kurar. Bugün Gülhane Parkı'nda gezerken aslanın hemen yanında üstünde "Kedi" ve "Köpek" yazan kafesler buluruz, dışarıda serbestçe dolaşan akranlarını üzgünce izler mahkumların gözleri .

Bir katliam da Habitat konferansı ile gelir günümüzde. Gene evropalılar beğensin diye sokaklardan toplanır sokak köpekleri, sokak kedileri, sokak çocukları. Kaldırımlar sökülüp iyice yükseltilerek tekrardan yapılır. Bir de sokaklarında kedisi, köpeği olmayan, hatta "Arabası olmayan ölsün" düşüncesi ile kaldırımı bile olmayan Amerikan şehirleri vardır. Bunlardan birinde yaşayan benim kendi evimde bile hayvan beslemem yasak, karşı çıkarsam evime girip kedimi köpeğimi alıp öldürme hakkını kendilerine vermişler.

Sokaklarda kedi yok dedim, haksızlık ettim. Üniversite evlerinin arkasındaki arboretumun bir köşesinde bir grup kedi görülebilir. Evlerinden kaçan ya da terkedilen bir grup kedi (feral cat) tekrardan doğaya alışmaya çalışmaktadır ve koruma altındadırlar. Beslemek isteyenler için başvurabileceğiniz bir numara bile vardır köşedeki küçük notta. Amerikalılar herşeye rağmen insanlarmış demek. Bir de kaçak kedilerin yemeklerini rakunlar ile paylaştığını da ekleyeyim buraya.

Istanbul'da terk edilen kediler için bir güzel sığınak Boğaziçi Üniversitesi'nin bahçesidir. Yandaki resimde bir arkadaşın kedileri Fatoş ile Yaman'ı artık yaşayacakları Boğaziçi ile tanıştırıyorum. Kediler tek başınadır Boğaziçi'nde, artık kovalayacak/oynayacak köpek kalmadı çünkü. 90'lı yılların karizmatik, deli ve üç bacaklı köpeği Korkut (Tripod) başta olmak üzere hızla kayboldular (!) üniversite bahçesinden. Bu arada kimi kediler evden sokağa gider ama Bıcır ile Venüs sokaktan gelip Istanbul'daki evime yerleştiler. Türkiye'ye gittiğimde artık ben onların evinde kalıyorum.



Bir köpeklere bir kedilere geçtik, son sözü Istanbul'a gelen Mark Twain'e bırakalım: "Hayatımda hiç bu kadar mahzun bakışlı ve kalbi kırık sokak köpekleri görmedim" (1867). Amerika'daki minik komşumun ise rahatı yerinde ve bu yazdıklarım ile ilgilenmiyor bile.

1 Comments:

  • Aaa bak, simdi daha bi iyi anladim. Ferzan Ozpetek'in Harem Suaresi'nde sonlara dogru bi sahne vardi, kopekleri toplatiyorlardi. Ne isi var filmde diye anlam verememistim. Tarihsel dokunun bi parcasiymis meger.

    By Anonymous Berna, at 12:55 AM  

Post a Comment

Links to this post:

Create a Link

<< Home