Günlük Doz: İstanbul

Sunday, June 25, 2006

Ne mermeri ulan mozaik

Son 5 yılımı küçük bir amerikan kasabasında geçirince Istiklal caddesinde herkese fenalık getiren kalabalıktan büyük bir keyif aldığımı itiraf etmeliyim. Istanbul'un en kozmopolit noktasıdır bence, yarısı başörtülü ise öteki yarısı punktır. Yüksek bir yerde oturup geçen insanları izleyerek bile saatler geçirebilir insan (Bunu yapan tek kişi ben değilim umarım!).

Istiklal, ya da eski adı ile Grand rue de Pera ya da cadde-i kebir, zamanda durmuş hissi vermesine rağmen durmadan değişen dinamik bir sokak. Eskiden beri değişim caddenin bir parçası, dolayısı ile nostalji de. Örneğin 1860 yılında Galata surları yıkılmış, 1870 yılındaki büyük Pera yangınında ise ahşap binaların çoğu yanmış. Lise yıllarımda ise cuma günü törenden koşarak çıkıp taksiye atlayıp tam da sinemanın önünde inip filme yetişirdik. Önce trafiğe kapandı, sonra tramvay geri geldi. Dikilen ağaçlar ile gayet güzel oldu bence.

Zavallı ağaçlar demem lazım bu noktada. Dikildikleri zaman fidan boyunda idiler, hatta "Bunlar ne kadar zamanda büyüyecek" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Geçen ziyaretimde tam da mayıs sıcakları başladığı sırada budama adı altında kuşa çevirmişlerdi hızla boy atan ağaçları, insanlar güneş ve kalabalıktan baygınlık geçiriyorlardı. Bu yıl ise ağaçları yerinde bulamadım, çünkü çin graniti döşemek için hepsi sökülmüş ! Pardon, "Doğal Türk Graniti" diyecektim, çünkü 16 aydır devam eden kazılar sonunda konulan çin granitleri tam da işin bitme aşamasında belediyeden dönerek çin granitlerinin teker teker sökülmesine başlanmış. Bütün kışı çamur içinde geçirenler ise şimdi sıcak ve toz içerisinde kazı makineleri arasında dolaşıyorlar. Bu noktada Istanbul'un birçok yeri gibi "Buralar eskiden bağlık bahçelikti" diyebiliriz, çünkü 14yy'da Ceneviz yerleşmesi iken burası "Pera Bağları" diye geçer.

Eski Fransız Hastanesi'nin yerindeki Fransız Konsolosluğu ise gerek anıtın ve tramvay durağının kalabalığından gerek de Fitaş'ın bangır bangır müziğinden kaçanlar için alternatif buluşma noktasıdır. Bu noktada Amerikan ve Fransız konsolosluklarını karşılaştırmadan edemeyeceğim. Istinye'de bir tepe üstünde kale şeklinde yapılmış yeni Amerikan konsolosluğu 9/11 sonrası Amerikan paranoyasının bir anıtıdır, iki hafta önceden 16 dolar ödenerek telefon ile alınan randavu sonrası en az üç kontrol noktasından geçerek girilir içeri. Fransız konsolosluğu gerek film gösterimleri, gerek içerideki güzelim kafesi ve bahçesi ile Istiklal'e yakışan bir kültür elçiliğidir.

Eskiden insanların ceket kravat olmadan çıkmadıkları Istiklal'i terketmeden önce Orhan Pamuk'un Istanbul kitabından ilginç bir uyarı ile bitirelim bugünkü dozumuzu: "... Istanbul'da doğru düzgün yürümesini bilmeyenlere kendi meselemizi hatırlatalım: Sokaklarda ağzı açık yürümeyin" (1924)



Not: Bugünün doz resmine dikey bakmak bazı insanlarda başdönmesi yapabilir, uyarmadı demeyin [ dikey ]

0 Comments:

Post a Comment

Links to this post:

Create a Link

<< Home